google.com, pub-7290961666693195, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Phrasal Verbs (En Çok Kullanılanlar Örnekler ve Türkçe Anlamları) - Kolay Öğrenim / Konu Anlatımları

Phrasal Verbs (En Çok Kullanılanlar Örnekler ve Türkçe Anlamları)

Phrasal verbs
     İngilizce de ön önemli fiillerden olan phrasal verb'ler; iki farklı fiilin birleşerek farklı anlamda yeni bir fiil yada benzer anlamlı yeni bir filin oluşumudur.
    Aşağıda en çok kullanılan Phrasal verb'ler örnekler ve Türkçe anlamlar listelenmiştir.

Fiiller

Örnekler

blow up
patlamak
The terrorists tried to blow up the railroad station.
Teröristler demiryolu istasyonunu patlatmaya çalıştı.
bring up
bir konudan bahsetmek
My mother brought up that little matter of my prison record again.
Annem benim küçük bir mesele olan hapishane kaydımdan bahsetti
bring up
çocuk yetiştirmek
It isn't easy to bring up children nowadays.
Günümüzde çocuk yetiştirmek kolay değil.
call off
iptal etmek
They called off this afternoon's meeting.
Öğleden sonraki toplantıyı iptal ettiler.
do over
yampak, bitirmek
Do this homework over.
Bu ödev bitti.
fill out
form doldurmak
Fill out this application form and mail it in.
Bu başvuru formunu doldurun ve postayla gönderin.
fill up
kapasiteyi doldurmak
She filled up the grocery cart with free food.
Bakkalını ücretsiz yiyeceklerle doldurdu.
find out
keşfetmek (öğrenmek)
My sister found out that her husband had been planning a surprise party for her.
Kardeşim, kocasının onun için sürpriz bir parti hazırladığını öğrendi.
give away
başkasına ücretsiz vermek
The filling station was giving away free gas.
Benzinistasyonu ücretsiz gaz veriyordu.
give back
geri vermek
My brother borrowed my car. I have a feeling he's not about to give it back.
Kardeşim arabamı ödünş aldı. Geri vermeyeceğini hissediyorum.
hand in
teslim etmek
The students handed in their papers and left the room.
Öğrenciler evraklarını teslim ettiler ve odadan çıktılar.
hang up
elbise asmak, kapatmak
She hung up the phone before she hung up her clothes.
Elbiselerini asmadan önce telefonu kapattı.
hold up
gecikmek
I hate to hold up the meeting, but I have to go to the bathroom.
Toplantıya geç kalmaktan nefret ediyorum, ama tuvalete gitmek zorundayım.
hold up (2)
soymak 
Three masked gunmen held up the Security Bank this afternoon.
3 tane silahlı ve maskeli adam Güvenlik Bamkasını bu öğleden sonra soydu. 
look over
incelemek, kontrol etmek 
The lawyers looked over the papers carefully before questioning the witness. (They looked them overcarefully.)
Avukatlar tanıkları sorgulamadan önce kağıtlara dikkatle inceledi. (Onlara aşırı kontrol ettiler.) 
look up
listede aramak 
You've misspelled this word again. You'd better look it up.
Bu kelimeyi yine yanlış yazmışsın. Listeye baksan iyi olur. 
make up
hikaye yada yalan uydurmak 
She knew she was in trouble, so she made up a story about going to the movies with her friends.
Başının belada olduğunu biliyordu, bu yüzden arkadaşlarıyla birlikte filmlerle ilgili bir hikaye hazırladı. 
make out
duymak, anlamak 
He was so far away, we really couldn't make out what he was saying.
Çok uzaktaydı, onun ne söylediğini tam anlamıyla duyamadık. 
pick out
seçmek 
There were three men in the line-up. She picked out the guy she thought had stolen her purse.
Sırada üç kişi vardı. Çantasını çaldığını düşündüğü adamı seçti. 
pick up
almak 
The crane picked up the entire house. (Watch them pick it up.)
Vinç tüm evi aldı. (Onların almasını izle.) 
point out
işaret etmek 
As we drove through Paris, Ahmet pointed out the major historical sites.
Ahmet, Paris'ten geçerken önemli tarihi yerleri işaret etti. 
put away
kaydetmek veya saklamak 
We put away money for our retirement. She put away the cereal boxes.
Emeklilik için para biriktirdik. Tahıl kutularına saklamıştık. 
put off
ertelemek 
We asked the boss to put off the meeting until tomorrow. (Please put it off for another day.)
Patrona toplantıyı yarına kadar ertelemesini istedik. (Lütfen başka bir güne erteleyin.) 
put on
giyinmek 
put on a sweater and a jacket. (I put them on quickly.)
Bir kazak ve bir ceket giyindim. (Onları çabucak giyindim.) 
put out
söndürmek 
The firefighters put out the house fire before it could spread. (They put it out quickly.)
İtfaiyeciler yangın yayılmadan evdeki ateşi söndürdü. (Hızlı bir şekilde söndürdüler.) 
read over
incelemek 
read over the homework, but couldn't make any sense of it.
Ev ödevini inceledim, ancak mantıklı gelmedi. 
set up
düzenlemek, başlatmak, kurmak, hazırlamak 
My wife set up the living room exactly the way she wanted it. She set it up.
Karım oturma odasını tam istediği şekilde kurdu. Hazırladı. 
take down
not yazmak 
These are your instructions. Write them down before you forget.
Bunlar senin talimatların. Onları unutmadan önce not al. 
take off
giysileri çıkartmak 
It was so hot that I had to take off my shirt.
Çok sıcaktı ki gömleğimi çıkarmak zorundaydım. 
talk over
tartışmak 
We have serious problems here. Let's talk them over like adults.
Burada ciddi sorunlarımız var. Onları yetişkinler gibi tartışalım. 
throw away
bir köşeye atmak 
That's a lot of money! Don't just throw it away.
Bu çok para! Sadece bir köşeye fırlatıp atma. 
try on
prova etmek, denemek 
She tried on fifteen dresses before she found one she liked.
Sevdiği birini bulmadan önce on beş elbiseyi denedi. 
Try out
Denemek,
Test yapmak 
tried out four cars before I could find one that pleased me.
Beni memnun eden birini bulmadan önce dört arabayı denedim. 
turn down
sesi kısmak 
Your radio is driving me crazy! Please turn it down.
Telsizin beni delirtiyor! Lütfen sesini kısın. 
turn down (2)
reddetmek 
He applied for a promotion twice this year, but he was turned down both times.
Bu yıl iki kez bir tanıtım için başvuruda bulunmuş, ancak iki defa da reddedilmiştir. 
turn up
sesi yükseltmek 
Grandpa couldn't hear, so he turned up his hearing aid.
Büyükbaba duyamadı, bu yüzden işitme cihazının sesini açtı. 
turn off
elektiriği kapatmak 
We turned off the lights before anyone could see us.
Biri bizi görmeden önce ışıkları kapattık. 
turn off (2)
itelemek, etkisiz hale getirmek 
It was a disgusting movie. It really turned me off.
Bu iğrenç bir filmdi. Gerçekten beni etkisiz hale getirdi. 
Turn on
elektriği açmak 
Turn on the CD player so we can dance.
Dans edebilmek için CD çaları açın. 
use up
tamamen kullanmak 
The gang members used up all the money and went out to rob some more banks.
Çete üyeleri tüm parayı tüketti ve biraz daha banka soymak için dışarı çıktı. 
call on
çağırmak 
The teacher called on students in the back row.
Öğretmen arka sıradaki öğrencileri çağırdı. 
call on (2)
ziyaret etmek 
The old minister continued to call on his sick parishioners.
Eski bakan, etrafımızdaki hastaları ziyaret etmeye devam etti. 
get over
hayal kırıklığına uğratmak, başa çıkmak 
I got over the flu, but I don't know if I'll ever get over my broken heart.
Griple başa çıktım, ama kırık kalbimi hayal kırıklığına bilmiyorum. 
go over
gözden geçirmek 
The students went over the material before the exam. They should have gone over it twice.
Öğrenciler sınavdan önce materyali gözden geçirdiler. İki kere gitmiş olmalılardı. 
go through
tüketmek 
They country went through most of its coal reserves in one year. Did he go through all his money already?
Ülkeler, bir yıl içinde kömür rezervlerinin çoğunu tüketti. Çoktan bütün parasını harcadı mı? 
look after
kendine iyi bak,
iyi bakmak 
My mother promised to look after my dog while I was gone.
Annem ben yokken köpeğime iyi kapmaya bakmaya söz verdi. 
look into
incelemek 
The police will look into the possibilities of embezzlement.
Polis zimmete para geçirme imkânlarını inveleyecektir. 
run across
şans eseri bulmak, rastlamak 
I ran across my old roommate at the college reunion.
Üniversitedeki yeniden birleşme sırasında eski oda arkadaşıma rastladım. 
run into
tanışmak, karşılaşmak 
Ali ran into his English professor in the hallway.
Ali koridorunda İngilizce profesörüne rastladı. 
take after
benzemek 
My second son seems to take after his mother.
İkinci oğlum annesine benziyor gibi görünüyor. 
wait on
servis yapmak 
It seemed strange to see my old boss wait on tables.
Eski patronlarımın masalarına servis yapmak garip görünüyordu. 
break in on
konuşmayı kesmek 
I was talking to Mom on the phone when the operator broke in on our call.
Operatör konuşmayı kestiğinde telefonda annemle konuşuyordum. 
catch up with
yetişmek 
After our month-long trip, it was time to catch up withthe neighbors and the news around town.
Bir ay süren yolculuğumuzun ardından komşularımıza ve kasabadaki haberlere yetişme zamanı geldi. 
check up on
kontrol etmek,
incelemek, araştırmak 
The boys promised to check up on the condition of the summer house from time to time.
Çocuklar zaman zaman yazlık evin durumunu kontrol etmeye söz verdi. 
come up with
katkıda bulunmak 
After years of giving nothing, the old parishioner was able to come up with a thousand-dollar donation.
Yıllarca hiç birşey verdikten sonra eski kiliseye bin dolarlık katkıda bulundu. 
cut down on
karcamaları kısıtlama 
We tried to cut down on the money we were spending on entertainment.
Eğlenceye harcadığımız parayı azaltmaya çalıştık. 
drop out of
okulu bırakmak 
I hope none of my students drop out of school this semester.
Umarım öğrencilerimden hiçbiri bu yarıyılda okuldan ayrılmaz. 
get along with
iyi bir ilişki içinde olmak 
I found it very hard to get along with my brother when we were young.
Gençken ağabeyimle iyi bir ilişkide olmak çok zordu. 
get rid of
elemek, kurtulmaya çalışmak 
The citizens tried to get rid of their corrupt mayor in the recent election.
Mehmet sınavda kopya çekti ve sonra kurtulmaya çalıştı. 
get through with
başa çıkmak, bitirmek 
When will you ever get through with that program?
Bu programla ne zaman başa çıkacaksın? 
keep up with
ayak uydurnak 
It's hard to keep up with the Kemal when you lose your job!
İşini kaybettiğinde Kemal'e ayak uydurmak zor! 
look forward to
dört gözle veya sabırsızca beklemek 
I always look forward to the beginning of a new semester.
Her zaman yeni bir dönemin başlamasını döet gözle bekliyorum. 
look in on
birisini ziyaret etmek 
We were going to look in on my brother-in-law, but he wasn't home.
Kayın biraderimizi ziyaret edeceğiz, ama evde değildi. 
look out for
dikkat etmek, tahmin etmek 
Good instructors will look out for early signs of failure in their students.
İyi eğitmenler, öğrencilerinde erken başarısızlık işaretlerine dikkat ederler. 
look up to
saygılı olmak 
First-graders really look up to their teachers.
İlk sınıf öğrencileri gerçekten öğretmenlerine saygılı olur. 
make sure of
doğrulamak, emin olmak 
Make sure of the student's identity before you let him into the classroom.
Sınıfa girmeden önce öğrencinin kimliğinden emin olun. 
put up with
katlanmak 
The teacher had to put up with a great deal of nonsense from the new students.
Öğretmen, yeni öğrencilerini büyük bir saçmalığına katlandı. 
run out of
bitmek, enerjisi tükenmek 
The runners ran out of energy before the end of the race.
Koşucular yarışın bitiminden önce enerjileri tükendi. 
take care of
iyi bakmak 
My oldest sister took care of us younger children after Mom died.
Annem öldükten sonra en büyük ablam daha küçük çocuklara iyi baktı. 
talk back to
cevap vermek 
The star player talked back to the coach and was thrown off the team.
Yıldız oyuncu antrenöre cevap verdi ve takımdan atıldı. 
think back on
hatırlamak 
I often think back on my childhood with great pleasure.
Sık sık, çocukluğumu büyük zevkle hatırlarım. 
walk out on
terketmek 
Her husband walked out on her and their three children.
Kocası onu ve üç çocuğunu terk etti. 
break down
çalışmayı bırakmak 
That old Jeep had a tendency to break down just when I needed it the most.
O eski Cip, en çok ihtiyaç duyduğumda çalışmayı bırakma eğilimindeydi. 
catch on
popüler olmak 
Popular songs seem to catch on in California first and then spread eastward.
Popüler şarkılar önce California'da popüler olup doğuya doğru yayılmış gibi görünüyor. 
come back
geri gelmek 
Father promised that we would never come back to this horrible place.
Babam asla bu korkunç yere geri gelmeyeceğimizi vaat etti. 
come in
girmek 
They tried to come in through the back door, but it was locked.
Arka kapıdan içeri girmeye çalıştılar, ama kilitli. 
come to
bilinci açılmak 
He was hit on the head very hard, but after several minutes, he started to come to again.
Başını çok sert vurdu, ancak birkaç dakika sonra bilinci açılmaya başladı. 
come over
ziyarete gitmek 
The children promised to come over, but they never do.
Çocuklar ziyarete gitmeye söz vermişler, ama asla yapmazlar. 
drop by
randevuzus ziyaret etmek 
We used to just drop by, but they were never home, so we stopped doing that.
Eskiden ziyaret ederdi, ama evde hiç olmazlardı, bunu yapmayı bıraktık. 
eat out
restoranda yemek 
When we visited Paris, we loved eating out in the sidewalk cafes.
Paris'i ziyaret ettiğimizde kaldırım kafelerinde yemek yemeyi çok sevdik. 
get by
hayatta kalmak, geçinmek 
Uncle Hasan didn't have much money, but he always seemed to get by without borrowing money from relatives.
Hasan Dayı'nın fazla parası yoktu, ancak her zaman akrabalarından borç almadan geçiniyordu. 
get up
kalkmak 
Grandmother tried to get up, but the couch was too low, and she couldn't make it on her own.
Büyükanne kalkmaya çalıştı ancak kanepe çok alçaktı ve kendi başına yapamadı 
go back
geri dönmek 
It's hard to imagine that we will ever go back to Lithuania.
Şimdiye kadar Litvanya'ya geri döneceğimizi hayal etmek zor. 
go on
devam etmek 
He would finish one Dickens novel and then just go on to the next.
Bir Dickens romanını bitirip bir sonraki romanına devam ederdi. 
go on (2)
bişey olmak 
The cops heard all the noise and stopped to see what was going on.
Polisler tüm gürültüyü duydu ve neler olduğunu görmek için durdu. 
grow up
büyümek 
Charles grew up to be a lot like his father.
Charles büyümüş babasına çok benziyor. 
keep away
uzakta tutmak 
The judge warned the stalker to keep away from his victim's home.
Hakim, sedyeyi mağdurun evinden uzak tutması konusunda uyardı. 
keep on
devam etmek 
He tried to keep on singing long after his voice was ruined.
Yorulduktan sonra uzun süre şarkı söylemeye devam etti. 
pass out
bayılmak 
He had drunk too much; he passed out on the sidewalk outside the bar.
Çok sarhoş olmuştu; Barın dışındaki kaldırımda bayıldı. 
show off
hava atmak 
Whenever he sat down at the piano, we knew he was going to show off.
Piyanoda her oturduğunda, hava atacağını biliyorduk. 
wake up
uyanmak 
I woke up when the rooster crowed.
Horoz Öttüğünde uyandım. 
Blogger tarafından desteklenmektedir.